29 Aralık 2012 Cumartesi

Kuşlar Hakkında


Derisi tüylerle kaplı omurgalılardır ve ön bacakları kanata dönüştüğünden uçabilirler fakat elliye yakın uçamayan kuş türü vardır. Vücut sıcaklığı 41 derece civarındadır ve değişmez. Çene kemikleri beslenme şekline göre değişken, boynuzsu bir kabukla (gaga) kaplıdır. Kuşların tamamı yumurtlayarak çoğalırlar.
Dünyada yaklaşık on bine yakın kuş türü vardır. Türkiye’de yuvalanmış kuş cinsinin sayısı 268′dir, göç sırasında geçenlerle birlikte 400′ü bulur. Kuşların en büyüğü devekuşudur. Yüksekliği 2,40 metre, ağırlığı 150 kilogram dolaylarındadır. En küçük olan kolibrinin boyu 5 santimetre, ağırlığı 2 gramdır.
Tüylerinin sayısı kuşun boyuna ve ılıman bölgelerde mevsime göre değişir. Telek denilen tüylerin kökü, gövdesi ve ayası vardır. Gövdenin içi dolu fakat kök boştur. Tüy ayası, tarak dişine benzeyen dallarla, bunları birbirine bağlamaya yarayan çengelli dalcıklardan oluşur. Tüylerin rengi yaşa, cinsiyete ve türlere göre değişir. Her yıl üreme mevsiminin ardından dökülüp yenilenen tüyler, hafif ve yalıtkandır, kuşları soğuktan korur.
Yiyecekleri oldukça zengin ve çeşitli olan kuşlar, neredeyse bulabildikleri bütün besin türlerinden faydalanabilirler. Kuşlar ne kadar küçükse, aldığı besin miktarı o kadar fazladır. Bir kolibri, bir günde kendi ağırlığının iki katı daha fazla besin alırken, bir şahin ağırlığının sadece yüzde onikisi kadar yiyebilir.
Kuşlar, bazı durumlar dışında, enlemlere göre değişen belirli mevsimlerde yuva yaparlar. Kuş için yuva, ev demek değildir. Yumurta ve yavrular için bir beşik görevi görür, yavrular büyüyüp uçmaya başladığında yuva terk edilir, bir sonraki yıl tekrar yuva yapılır. Sadece yırtıcı kuşlar ve uzun bacaklılar bir yuvayı birkaç yıl kullanır.
Genellikle birer gün arayla yumurtlarlar. Kuluçka süreleri 10 gün ile 81 gün arasında değişebilmektedir. Bazen sadece erkek, bazen de dişi, kimi zamanlarda ise her ikisi birden kuluçkaya yatar. Kuluçka dönemi ya ilk yumurtanın yumurtlanmasıyla ya da hepsi yumurtlandıktan sonra başlar.
Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra yuvacıl veya geçici yuvacıl olrak ikiye ayrılırlar. Yuvacıl yavrular, çıplak ya da hav adı verilen ince tüylerle kaplıdır. Birkaç gün gözleri açılmaz ve kendileri yer değiştirip, beslenemezler. Bir dönem anne ve babalarına bağımlı yaşamak zorundadırlar. Geçici yuvacıl yavrular ise, yumurtadan çıktıktan çok kısa bir süre sonra yürümeye başlayan, hav ile kaplı ve gözleri açık olan yavrulardır. Kendileri beslenebilir fakat anne – babaları yol göstererek onları, soğuk ve düşmanlardan koruyarak doğa ile mücadele etmeyi öğretirler.

Kuşlardaki Tasarım


Başının her iki yanında bulunan gözler, güvercine çok geniş bir görüş alanı sağlamaktadır. (turuncu ve sarı alanlar).
Ağaçkakan uzun dili ile ağaç gövdelerindeki derin deliklerde yaşayan larvalara rahatlıkla ulaşabilir. Kolibrinin ise ince ve çatallı bir dili vardır. Bu yapı, çiçeklerdeki nektarları rahatlıkla toplamasını sağlar.
Baykuşun gözleri başının önünde bulunur. Bu tasarım, kuşa çok verimli ve net bir “binoküler” görüş kazandırır (sarı alan). Bu tasarım doğal olarak geniş bir kör bölge oluşturmaktadır, ancak bu, kuşa hiçbir dezavantaj vermez. Çünkü başını yaklaşık 270 derece çevirebilmekte ve istediği anda kolaylıkla arkasına dönüp bakabilmektedir.
Kuşlarda en gelişmiş duyular görme ve işitmedir. Avcı kuşlarda daha ziyade görme duyusu güçlüdür. Gece avlananlarda ise işitme duyusu daha hassastır.Bazı dalgıç kuşlar, örneğin balıkçıl veya karabatak ise, suda görmeye elverişli gözlerle donatılmıştır. Bu kuşların korneaları yassıdır, böylece ışığın kırılması azalır ve su altında net görüntü elde eder.
Kuşların çoğunda gözler çoğunlukla kafanın iki yanındadır. Bu tasarım sayesinde geniş bir görüş açısı kazanır.Gece avlanan yırtıcı kuşların gözlerinin kafalarının ön kısmında olması ise yine kusursuz bir tasarımdır; çünkü bu kuşlar geniş görüş açısından çok, “binoküler” olarak adlandırılan, dar ama daha net görüntü açısına ihtiyaç duymaktadır. (İnsanlar da aynı görüntü açısına sahiptir.)
Kuşların ayrıca çok ilginç bazı duyuları da vardır. Bu sayede havadaki titreşimleri, hissedebilir, dünyanın manyetik alanını algılayıp buna göre yön tayini yapabilir.
Bazı kuşlar için iyi koku alma yeteneği hayati bir önem taşır. Urubu denilen siyah tüylü Amerikan akbabası, oldukça uzaklardan algılayabildiği kokular sayesinde leşlerin yerini kolaylıkla bulur ve böyle beslenir.
Yağmur kuşu son derece hızlı hareket edebilir, havada keskin manevralar yapabilir. Bu sırada pek çok kuşunkinden daha geniş bir görüş alanına ihtiyaç duyar. Başının iki yanında bulunan iri gözleri, ona ihtiyacı olan bu geniş görüş alanını sağlamaktadır.
Kuşların kafatası da diğer tüm canlılarınki gibi kusursuz bir tasarıma sahiptir. Görme, işitme ve koku gibi algılar için kafatasında özel boşluklar açılmıştır.
Gündüz avlanan yırtıcı kuşların görme duyarlılığı insanlardan daha güçlüdür. Bir insan uzaktaki bir fareyi bulanık görür. Oysa bir aladoğan aynı mesafedeki fareyi çok daha net olarak görebilmektedir.

Göçmen Kuşlar


Göçmen kuşlar farklı mevsimleri farklı coğrafyalarda geçiren kuş türlerinden oluşan bir gruptur. Her sene dünyaca 50 milyar kuşun göç ettiği tahmin edilir.
Bunlardan 5 milyarı Avrupa ile Afrika arasında göç eder. Küçücük kolibri kuşundan koskoca kartallara kadar binlerce kuş türü her sene vakti geldiği zaman üreme ve kışlama bölgeleri arasında uzun yolculuklar yaparlar.
Göçmen kuşlar yılda iki defa Kuzey ve Güney yarımküre’leri arasında göç ederler.
Kış aylarında havaların soğumasıyla, kuşların besin bulması zorlaşır ve bu konuda aralarında rekabet artar. Bu sebeple Kuzey Yarımküre’de üreyen göçmen kuşlar, her sonbaharda Güney Yarımküre’ye doğru göç hareketine girişir. Güney daha sıcak ve besin bakımından daha zengin olduğundan iyi bir kışlama alanı teşkil eder.
İlkbaharın başlamasıyla da güneyden kuzeye dönüş göçüne başlarlar. İlkbaharda kuzey bölgeleri kuş akınlarına uğrar. İlkbaharda kuzeye gelen kuşlar, ilkbahar, yaz ve sonbahar mevsimleri olmak üzere yılın dörtte üçünü bu geniş alanlarda geçirirler. Yalnız kış mevsiminde tropik bölgelerde barınırlar. Barn kırlangıçları, her ilkbaharda Brezilya ve Arjantin’den yola çıkarak 4350 kilometrelik tehlikeli bir yolu aştıktan sonra Labrador ve Alaska’ya gelerek yumurtlarlar. Baltimor sarıasması, her Mayıs ayında Güney Amerika’dan kalkarak 1250 kilometrelik bir yolculuktan sonra New York’un Scardale bölümüne gelir.
Kuzey Amerika ormanlarında yumurtlayan siyah çalı bülbülleri, her sonbahar gökyüzünde büyük sürüler halinde bir araya gelerek kışlamak için Atlantik sahillerine ve Güney Amerika’ya göç ederler. Ağırlıkları 9-10 gram gelen bu küçücük kuşlar hiç mola vermeden asgari 86 saat boyunca uçarak 1500 kilometrelik bir mesafe katederler. İlkbaharda göç eden diğer birçok tür gibi geldiği rotayı takip ederek tekrar eski yerlerine geri dönerler. İspinozun dişisi göç ettiği halde erkeği göç etmez. Türkiye’de de leylekler, kırlangıçlar ve daha birçokları sonbahar geldiğinde binlerce kilometreyi aşarak Afrika’ya göç ederler. Bir yıl önce kışladıkları yerlerine giderler. İlkbaharda ise, kuzeye göç ederek kuluçka yuvalarına dönerler. Türkiye, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında göç eden kuşlar için bir köprü oluşturması ve 400′ü aşkın göçmen türü barındırması bakımından özel bir konuma ve milletlerarası önemi haizdir. Kuşların ayaklarını halkalama metoduyla, radar veya uçaklarla takip ederek, birçok türün göç yollarının haritaları çıkarıldı. Kuş göçleri herkes tarafından görülmeye değer büyük bir şovdur. Göçmen kuşların çoğu göç için gerekli enerjiyi uzun yolculuğa çıkmadan önce ne bulurlarsa yiyerek vücutlarında depoladıkları yağdan sağlarlar. Yağ onların adeta yakıt tankıdır. Bazıları göçten hemen önce ağırlıklarını iki katına çıkartırlar. Nijerya’da kışlayan ötleğenlerin ağırlığı, Ekim-Şubat ayları arasında 10-13 gr gelir. Avrupa’ya dönüşten önce Mart-Nisan aylarında ve bilhassa Mayıs başında 20 gr’a ulaşır. Yapılan hesaplamalarda, 8 gr yağa sahip olan bir bülbülün, 3000 km uçabilecek kadar yakıta sahip olduğu anlaşılmıştır. Bu yakıtla Büyük Sahra’yı kolayca aşabilmektedir. Kırlangıçlar ise önceden yağ depolamazlar. Yol boyunca rastladıkları böcekleri avlayarak gerekli enerji ikmalini yaparlar. Yırtıcı kuşlar, leylekler, turnalar ve pelikanlar gibi iri yapılı kuşlar, bedenlerinin büyüklüğü sebebiyle yağ depolayamazlar. Onlar, göç yolculuklarında, güneşin, toprak ve üstündeki hava katmanlarını ısıtması sonucu yükselen ve termal olarak adlandırılan hava kitlelerini kullanırlar. Geniş kanatlarını kullanarak bir termal yardımıyla yükselir ve termalden termale süzülerek yollarına devam ederler. Bu metodla az enerji harcamış olurlar. Denizler üzerinde termallerin oluşmaması, karalar üzerinden dolaşarak daha uzun göç yollarını takip etmelerine sebep olur. Yolculuk ve mola esnasında da avlanmalarına devam ederler. Göç sırasında göçmen kuşların bir kısmı gündüz, bir kısmı ise gece uçarlar. Bunun yanısıra yüzerek göç edenler de vardır. Böceklerle beslenen küçük kuşlar ve ördeklerin çoğu gece yol alır. Arı kuşları, kırlangıç ve kırlangıç benzeri kuşlar da gündüzleri uçarlar. Sığırcıklar 4000-5000 bireylik gruplar halinde göç ederler. Kartal ve atmaca gibi [[yırtıcı kuşlar yırtıcılar, yalnız ve topluluklar halinde göçe katılırlar. Gündüzleri birbirini gören hayvanlar, geceleyin de seslerle birbirinden ayrılmazlar. Kırlangıçlar hayatlarını sıcak bölgelerde geçirirler. Kuzey yarımkürede üredikten sonra kışlamak için Temmuz-Eylül arasında güney yarımküreye göç ederler. Yurdumuzda yaşayan kırlangıçlar Nisan ayında iklimimize geri dönerler. Leylekler, ülkemize Mart ayından itibaren gelmeye başlarlar. Ağustos sonunda büyük topluluklar halinde, Güney Afrika’ya göç ederler. Deniz kırlangıçları, senede iki defa kuzey kutbunda yumurtladıktan sonra kışı geçirmek için güney kutbuna uçarlar. Uzun kanatlı yelkovan kuşları, güney yarımküreye mahsus göçmen kuşlardır. Üreme bölgeleri olan Avustralya’nın güneyinden göç ederek, Kuzey Pasifiğin kutup bölgesine gelirler. Gidiş-dönüşü 30.000 km’yi bulan bu göçe 10 milyon civarında kuş katılır. En uzun göç yolunu, deniz kıyı kırlangıçı (Sterna paradisaea) kateder. Kuluçka bölgesi olan Kuzey Kanada kıyılarından sonbaharda göçe başlar. Atlantik’i geçerek Batı Afrika kıyıları boyunca uçarak kışı geçireceği bölgelerine inerler.